Rücu Davaları Kasko Rücu Davası

Sigorta Hukuku ozgurgunes

 

T.C. YARGITAY
Hukuk Genel Kurulu

Esas: 2004/11-217
Karar: 2004/212
Karar Tarihi: 07.04.2004

ÖZET : Dava, kasko sigorta poliçesinden kaynaklanan hasar bedelinin tazmini istemine ilişkindir. Davacı vekili, müvekkiline ait aracın davalı sigorta şirketine kasko poliçesi ile sigortalı olduğunu, aracın kaza sonucu hasarlandığını, ancak davalı şirketin müvekkilinin alkollü olduğu gerekçesi ile ödeme yapmadığını ileri sürerek, oluşan hasar bedelinin faizi ile birlikte davalıdan alınmasını istemiştir. Davalı vekili; davacının alkollü olması nedeniyle, salt alkolün etkisiyle güvenli sürme yeteneğini yitirmesi sonucu kazanın meydana geldiğini, poliçe genel şartları uyarınca hasarın teminat dışı olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.

(2918 S. K. m. 48) (6762 S. K. m. 1299)

Dava: Taraflar arasındaki “Tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 8.Ticaret Mahkemesince davanın reddine dair verilen 1.5.2002 gün ve 2001/172 E. 2002/191 K. sayılı kararın incelenmesi Davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 27.2.2003 gün ve 2002/9256-E. 2003/1666 K. sayılı ilamı ile; ( …Davacı vekili, müvekkiline ait aracın davalı şirkete kasko poliçesi ile sigortalı olduğu aracın kaza sonucu hasarlandığını ancak davalı şirketin müvekkilinin alkollü olduğu gerekçesi ile ödeme yapmadığını ileri sürerek, hasar bedelinin faiziyle davalıdan alınmasını talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili,kazanın davacının alkollü olması nedeniyle güvenli sürme yeteneğini kaybetmesi sonucu meydana geldiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece,iddia,savunma,benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre,davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı,davacı vekili temyiz etmiştir.

Dava,kasko sigorta poliçesinden kaynaklanan hasar bedelinin tazmini istemine ilişkindir.

Trafik kazası tespit tutanağında açıklanan ve basit krokide gösterilen kazanın oluşum şekli bilirkişilerce de kabul edilerek, kazanın meydana gelmesinde davacının 2/8 nispetinde kusurlu sayılacağı belirlenmiştir.Ancak davacının daha az kusurlu olmasına rağmen geri geri çıkış yapan araca çarptıktan sonra, sol tarafa ani direksiyon kırmasının geriden gelen ve karşıdan hareket etmekte bulunan taşıtları dikkate almadığının göstermesi olduğunu, alkol almamış olsaydı kazadan kaçınma yönünde tedbir alma olasılığının daha fazla alacağı belirtilerek, bilirkişilerce davanın kaza anında münhasıran alkolün etkisi altına aldığı sonucuna varılarak, 2.3.2001 tarihli ek raporda, “sürücü davalı Orhan Kılınç almış olduğu 1,31 promil düzeydeki alkol nedeniyle münhasıran alkol etkisi altında olup,trafik içinde kaldığı süreç dahilinde başka bir yer ve şekilde ayrı bir trafik kazasına sebebiyet vermesi de kaçınılmaz olacaktı” yönünde görüş bildirmişlerdir.Bilirkişilerce de kabul edilen kazanın oluşum biçimi incelendiğinde, davacının kazaya sebebiyet vermediği, dava dışı sürücü Gülbu Mızrak’ın aslı kusuruyla sebebiyet verdiği kazaya ikinci derecede kusurlu davranışı ile katılım bulunduğu anlaşılmıştır.Bu şekilde kaza olduktan sonra davacının yanlış tedbir alarak ani direksiyon kırması sonucu diğer araçların hasarlanmasına neden olması münhasıran alkol oranına bağlanmaz. Buna göre, mahkemece, davacının aracında meydana gelen zararın poliçe teminatı kapsamında kaldığı kabul edilerek,zararın belirlenmesi yerine,dosya kapsamına ve kazanın meydana geliş şekline uygun olmayan, varsayımlara dayalı ve dairenin kazanın münhasıran alınan alkolün etkisi altında meydana geldiğinin ispatlanması diğer bir deyişle eylem ile zarar arasında uygun illiyet bağının bulunması yönündeki yerleşik görüşüne de aykırı bilirkişi raporuna dayanılarak davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir … ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Karar: Dava, kasko sigorta poliçesinden kaynaklanan hasar bedelinin tazmini istemine ilişkindir.

Davacı vekili, müvekkiline ait aracın davalı sigorta şirketine kasko poliçesi ile sigortalı olduğunu, aracın kaza sonucu hasarlandığını, ancak davalı şirketin müvekkilinin alkollü olduğu gerekçesi ile ödeme yapmadığını ileri sürerek, oluşan hasar bedelinin faizi ile birlikte davalıdan alınmasını istemiştir.

Davalı vekili; davacının alkollü olması nedeniyle, salt alkolün etkisiyle güvenli sürme yeteneğini yitirmesi sonucu kazanın meydana geldiğini, poliçe genel şartları uyarınca hasarın teminat dışı olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemece davacının Karayolları Trafik Kanununda öngörülen oran üzerinde alkol alındığı ve poliçe genel şartlarının A.5.5. maddesi uyarınca hasarın teminat dışı olduğu gerekçesi ile, oyçokluğu ile davanın reddine karar vermiştir. Karşı oy veren mahkeme üyesi ise, olayda alkolün tek başına etken olmadığı gerekçesi ile davanın kabulü yönünde oy kullanmıştır.

Uyuşmazlık; trafik kazasının salt alkolün etkisiyle meydana gelip gelmediği , dolayısıyla hasarın kasko poliçesi teminatı kapsamında kalıp kalmadığı noktalarında toplanmaktadır.

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunun 48.maddesi;alkollü içki almış olması nedeniyle güvenli sürme yeteneklerini kaybetmiş kişilerin karayolunda araç sürmelerinin yasak olduğu ifade edilmiştir.

Karayolları Trafik Yönetmeliğinin “Uyuşturucu ve Keyif Verici Maddeler ile İçkilerin Etkisinde Araç Sürme Yasağı” başlıklı 97.maddesinde, alkollü içki almış olması nedeniyle güvenli sürme yeteneğini kaybetmiş kişilerin karayolunda araç sürmelerinin yasak olduğu açıklandıktan sonra, konu ile ilgili olan “b-2″ bendinde “Alkollü içki almış olarak kandaki alkol miktarına göre araç sürme yasağı” kenar başlığı altında; Alkollü içki almış olarak araç kullandığı tespit edilen diğer araç sürücülerinden kandaki alkol miktarı 0.50 promilin üstünde olanların araç kullanamayacakları açıklanmıştır.

Ayrıca Kara Taşıtları Kasko Sigortası Genel Şartlarının A.5.5.maddesinde “Teminat dışı kalan zararlar” kenar başlığı altında; taşıtın Karayolları Trafik Kanunu uyarınca yasaklanan miktardan fazla içki almış kişiler tarafından kullanılması sırasında meydana gelen zararların, kasko poliçe teminatı dışında olduğu açıklanmıştır.

Bununla birlikte;Kasko Sigorta Poliçesi Genel Şartlarının A.5.5.maddesinin dayanağını teşkil eden Karayolları Trafik Kanununun 48.maddesinin yasaklamayı düzenleyen ilk fıkrasında, alkollü içki almış olması nedeniyle güvenli araç sürme yeteneklerini kaybetmiş kişilerin karayolunda araç sürmeleri yasaklanmış olup, aynı maddenin ikinci fıkrasındaki yönetmelik düzenlemesine olanak tanıyan hükümde, yasaklama yetkisi yönetmeliğe bırakılmış olmadığından, Karayolları Trafik Yönetmeliğinin 97.maddesinde yukarıda anılan yasa hükmün tekrarlandıktan ve müteakip, uyuşturucu veya keyif verici maddeler ile alkollü içkilerin oranlarının ne şekilde saptanacağı belirlendikten sonra, yasa da yer alan hükmü dikkate almadan salt; ( mücerret ) 0.50 promil üstünde alınan alkol miktarına göre araç kullanma yasağı getirilmesinin yasal dayanağı bulunmadığından geçersiz bulunmaktadır. Geçersiz yönetmelik hükümlerinin, yasaya aykırı bir şekilde genel şart olarak kabulü de mümkün değildir.

O halde, hasarın teminat dışı kalabilmesi için kazanın meydana geliş şekli itibarıyla sürücünün salt ( münhasıran ) alkolün etkisi altında kaza yapmış olması gerekmektedir. Diğer bir anlatımla, sürücünün alkollü olması, tek başına hasarın teminat dışı kalmasını gerektirmez. Üstelik, böyle bir durumda hasarın teminat dışı kaldığının kanıt yükü TTK.nun 1281 maddesi hükmü gereğince sigortacıya düşmektedir.

Yargıtay’ın yerleşik uygulamalarında; sürücünün aldığı alkolün oranının doğrudan doğruya sonuca etkisi bulunmadığından, mahkemece nöroloji uzmanı, hukukçu ve trafik konusunda uzman bilirkişilerden oluşan bilirkişi kurulu aracılığıyla, olayın salt alkolün etkisiyle gerçekleşip gerçekleşmediğinin, alkol dışında başka unsurların da olayın meydana gelmesinde rol oynayıp oynamadığının saptanması, sonuçta olayın tek başına alkolün etkisi ile meydana geldiğinin saptanması durumunda, oluşan hasarın poliçe teminatı dışında kalacağından davanın reddine, aksi halde kabulüne karar verilmesi gerekeceği ilkesi benimsenmektedir. ( Bkz.YHGK. 23.10.2002 gün ve 2002/11-768-840 sayılı ilamı, 19.4.2000 gün ve 2000/11-806-801 sayılı ilamı, 15.4.1998 gün ve 1998/11-258-273 sayılı ilamı, 15.4.1998 gün ve 1998/11-258-73 sayılı ilamı, Y.11.HD.nin 23.2.2004 gün ve 2004/7094-1654 sayılı ilamı ) Somut olayda dosya kapsamına göre, davacının seyir ettiği yönde yol kenarına park etmiş Gülbu Mızrak yönetimindeki 06 YRE 34 plakalı aracın, bulunduğu yerden çıkmak için geri geri manevra yaptığı sırada, davacının yönetimindeki 06 GRK 06 plakalı aracın sağ ön tarafı ile 06 YRE 34 plakalı aracın sol arka tarafına çarptığı, bu çarpmadan sonra davacının aniden sola direksiyon kırdığı, bu arada davacının, arkasından gelmekte olan dava dışı 06 FB 744 plakalı aracın sağ ön kısmına, aracının sol arka kısmı ile çarptığı ve arkadaki aracın çarpmanın etkisi ile yolun soluna karşı şeride doğru savrulduğu ve karşı yönden gelmekte olan dava dışı 06 F 2462 plakalı araçla çarpıştığı anlaşılmaktadır.

Alınan uzman bilirkişi raporuna göre, bu olayda iki yönden hareket halinde bulunan trafiği kontrol etmeden tedbirsiz ve dikkatsiz bir biçimde yola çıkış yapmak isteyen 06 YRE 34 plakalı araç sürücüsü Gülbu Mızrak 6/8 oranında asli kusurlu bulunduğu, davacının ise akan trafiği kontrol edip kaza anında etkin fren önlemine başvurmadığı için 2/8 oranında kusurlu bulunduğu belirtilmiştir.

Kaza sırasında davacının 1.31 oranında alkollü olduğu bilirkişi raporu ile saptanmıştır. Bununla birlikte yukarıda açıklanan ilkeye göre, sürücünün alkollü olması, yalnız başına hasarın teminat dışı kalmasını gerektirmez.Oluşan hasarın salt alkolün etkisi altında oluşup oluşmadığının saptanması gerekir.

Her ne kadar, içerisinde nörolog, hukukçu ve trafik uzmanından oluşan bilirkişi kurulu raporunda davacının aldığı alkol oranından yola çıkılarak kazanın, davacının salt alkolün etkisi altında kalması dolayısıyla ortaya çıktığı varsayımına dayandırılmışsa da, bu tespit olayın yukarıda özetlenen oluşumu ve dosya kapsamı ile bağdaşmamaktadır. Alkollü olmayan bir sürücü de kaza anında etkin fren tedbirine başvurmayıp, söz konusu kazaya neden olabilir. Kaldı ki, davacı olayda 2/8 oranında kusurlu olup, asli kusurlu ( 6/8 ) 06 YRE 34 plakalı araç sürücüsü Gülbu Mızrak’tır.Yukarıda da değinildiği gibi kaza, salt ( tek başına ) davacının alkollü olmasının etkisiyle meydana gelmemiştir.Olayda bu etmenden çok, yola çıkarken gerekli güvenlik tedbirlerini almayan ve özensiz davranan asli kusurlu Gülbu Mızrak’ın davranışı rol oynamıştır.

Hal böyle olunca, varsayıma dayalı ve uygun nedensellik bağı bulunmayan Yargıtay’ın yerleşik uygulamalarına aykırı bilirkişi raporundaki görüşlere itibar edilerek davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda ve Özel Dairenin bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK’nun 429 maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 7.4.2004 günü oybirliği ile karar verildi.