Get Adobe Flash player

Avukat Ankara

öz konusu protokol sonrası boşanma kesinleşmiş, anladığıma göre. Protokole atılan imzanın, dolayısıyla bayanın nafaka talep etmeme iradesinin hata, hile, tehdit vs. sebeplerle sakatlandığı ileri sürülmediğine göre, nafaka talebinden karşılıklı olarak feragat edilmiş sayılacak, dolayısıyla nafaka davası açılamayacaktır.

Ancak iştirak nafakasında durum farklı. Şöyle ki;

T.C.
YARGITAY
HUKUK DAİRESİ 3

Esas No.
2003/12252
Karar No.
2003/12220
Tarihi
14.10.2003

4721-TÜRK MEDENİ KANUNU (MK)/182/2/330

ANLAŞMALI BOŞANMA
İŞTİRAK NAFAKASI
NAFAKA İSTENMEMESİ
ÇOCUĞUN BAKIM VE EĞİTİM GİDERLERİ

ÖZET
ANLAŞMALI BOŞANMA İLE İŞTİRAK NAFAKASI İSTENMEMİŞ OLSA BİLE SONRADAN BU İSTEM GÜNDEME GETİRİLEBİLİR. MAHKEMECE BU YÖN KABUL EDİLMEKLE BİRLİKTE DAVACI BABANIN ÇOCUĞUN BAKIM VE GÖZETİMİ ( BİLEREK VE İSTEYEREK ) ÜSTLENMESİ VE DE EKONOMİK DURUMU DAVACIYA GÖRE DAHA ZAYIF OLAN DAVALI ANNEDEN İŞTİRAK NAFAKASI İSTENMESİNİN HAKSIZLIK OLDUĞU YÖNÜNDEKİ GEREKÇE İSE YASAL DAYANAKTAN YOKSUNDUR. HER NE KADAR DAVALI ANNENİN EKONOMİK DÜZEYİ DAVACI BABAYA GÖRE DAHA DÜŞÜK İSE DE ÖĞRETMEN OLAN DAVALININ SOSYAL VE EKONOMİK “GÜCÜ” ORANINDA KÜÇÜĞÜN BAKIM VE EĞİTİM GİDERLERİNE KATKIDA BULUNMASI ZORUNLUDUR. DAVALININ TESPİT EDİLEN EKONOMİK DURUMU SADECE NAFAKANIN MİKTARINI TAYİNDE ROL OYNAR.

DAVA :
Taraflar arasında görülen nafaka davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
KARAR :
Davada, velayeti kendinde bulunan küçük için davalı anneden iştirak nafakası istenilmiş; mahkemece iki tarafın da öğretmen olduğu, tarafların anlaşmalı boşanma ile velayetin davacı babada bırakılmasını istediği, herhangi bir nafaka talebi olmadığı, buna rağmen sonradan iştirak nafakasının istendiği ve davacının ekonomik durumunun davalıdan daha iyi olduğu gözetildiğinde istemin haksız bulunduğu kanaati ile davanın reddine karar verilmiştir.
TMK’nun 182/2. maddesine göre boşanma veya ayrılık vukuunda, velayet kendisine verilmeyen eş, küçük çocuğun bakım ve eğitim giderlerine “gücü” oranında katılmak zorundadır.
Bu husus kamu düzenine ilişkin olup tarafların iradesine tabi kılınmamıştır. Dolayısı ile anlaşmalı boşanma ile iştirak nafakası istenmemiş olsa bile sonradan bu istem gündeme getirilebilir. Mahkemece bu yön kabul edilmekle birlikte davacı babanın çocuğun bakım ve gözetimi ( bilerek ve isteyerek ) üstlenmesi ve de ekonomik durumu davacıya göre daha zayıf olan davalı anneden iştirak nafakası istenmesinin haksızlık olduğu yönündeki gerekçe ise yasal dayanaktan yoksun olup kabul edilebilir nitelikte değildir.
Her ne kadar davalı annenin ekonomik düzeyi davacı babaya göre daha düşük ise de öğretmen olan davalının sosyal ve ekonomik “gücü” oranında küçüğün bakım ve eğitim giderlerine katkıda bulunması zorunludur. Davalının tespit edilen ekonomik durumu sadece nafakanın miktarını tayinde rol oynar. Böylece hakim, tarafların sosyal ve ekonomik durumlarını, küçüğün yaş, eğitim ve bakım giderlerini ( TMK. mad. 330 ) dikkate “hakkaniyet” ölçüsünde nafaka takdir etmelidir.
SONUÇ :
Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.’nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 14.10.2003 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

 

T.C.
YARGITAY
3. Hukuk Dairesi
Esas : 2005/13146
Karar : 2005/12688
Tarih : 01.01.2005

Taraflar arasında görülen nafaka davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü.
Davada,30.000.000 lira olan yoksulluğun artırılarak 150 YTL’ye ve 40.000.000 lira olan iştirak nafakasının artırılarak 200 YTL’ye çıkartılması istenilmiştir.
Mahkemece,davacının boşanma davasında yoksulluk nafakası talebinin bulunmadığı gerekçesi ile yoksulluk nafakasının artırılması davasının reddine; iştirak nafakasının artırılması davasının ise kısmen kabulü ile 40.000.000 lira olan iştirak nafakasının 40 YTL artırılarak 80 YTL olarak belirlenmesi cihetine gidilmiş , hüküm süresinde davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, sair temyiz itirazları yerinde değildir.
Yoksulluk nafakası;boşanma kararının kesinleşmesinden sonra hüküm ifade eden,boşanmaya bağlı fer’i bir haktır.Ancak,boşanmadan sonra talep edilemeyeceğine ilişkin yasada bir hüküm bulunmamaktadır.
4721 sayılı Türk Medeni kanununun 175. maddesi ve devamı hükümlerine göre nafaka talep edilen tarihte nafaka alacaklısının yasanın öngördüğü şartları taşıması halinde mahkemece, yoksulluk nafakasına hükmedilebilecektir.

Başka bir deyişle;boşanma davası sonrasında yoksulluk nafakası isteme hakkını kaybetmemiş davacı (nafaka alacaklısı) aynı yasa 178. maddesi hükmü gereğince bir yıl içerisinde boşanmadan ayrı olarak açacağı dava ile yoksulluk nafakası isteyebilecektir.
Dosya içerindeki bilgi ve belgelere göre davacının boşanma davası sırasında yoksulluk nafakası talep etmediği (yani talep koşulunun gerçekleşmediği noktasında) ihtilaf bulunmamaktadır.

Uyuşmazlık,boşanmanın kesinleşmesi üzerine ayrı bir dava ile yoksulluk nafakası istenip-istenemeyeceğine ilişkindir.
Somut olayda;davacı ve müşterek çocuk yararına Manisa 2. Asliye Hukuk mahkemesinin 2001/253-509 sayılı kararı ile 30.000.000-20.000.000 lira tedbir nafakası bağlanmıştır.Daha sonra Manisa Aile Mahkemesinin 11.11.2003 tarih ve 2003/51-208 sayılı ilamı ile taraflar boşanmışlardır.Bu hüküm, taraflarca temyiz edilmeyerek 19.12.2003 tarihinde kesinleşmiştir.Kaldı ki, bu davada davacı sadece tedbir nafakasının artırılması isteminde bulunmuş ve daha sonra artırma isteminden vazgeçmiştir.Bu dava da ayrıca yoksulluk nafakası talebi olmadığı gibi aleyhine kesin hüküm oluşturacak şekilde olumlu veya olumsuz bir karar da bulunmamaktadır.
O halde mahkemece,boşanma kararının kesinleşmesinden itibaren bir yıllık sürede açılmış bu davanın esasına girilerek yukarıdaki ilkeler gereğince inceleme ve araştırma yapılarak sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken davanın reddi cihetine gidilmesi doğru görülmemiştir.
Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 28.11.2005 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Tags: , , ,